EĞİTİM DEĞİŞİMİN EFENDİSİDİR.

2 Haziran 2015 Salı

PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ.. Çocuklarınıza da öğretin...


Hepimiz hemen hemen her gün bizim için sorun olarak kabul edilen ve hayat akışımızı sekteye uğratan istemediğimiz yaşantılara maruz kalırız.
Temelde stres oluşmasına yol açan her şey sorun olarak algılansa da   kendi içinde doz farklılıkları ve bireylerin yaşananı sorun olarak algılama dereceleri sorunun büyüklüğünü belirler.
Küçük ya da büyük sorun diye niteleyebildiğimiz gibi, Bir çok insanı kaosa sokan şey bize sorun bile gelmeyebilir.

Birey yaşanılanı sorun olarak algıladığında ilk hamle fizyolojik olur. Adrenalin yükselir ve beden kaynayan su gibi hafiften fokurdamaya başlar.. Sinirlenme diye tarif edilen bu başlangıç aşamasının içinde heyecan, terleme, panik, yüz ifadesinde değişme vb.  gibi tepkilerin geliştiğini rahatça görebiliriz.

Bir anda yaşam seyrimiz değişir ve o olaya odaklanırız. Planlar bozulur, sağlıklı düşünme yeteneği zarar görmeye başlar, kendini mutlu olarak algılayan beyin bir anda gelişen zincirleme değişikliklerle mutsuzluk hissi geliştirir.

Doğal olarak tüm algılarımızda ve bunları işlemekte zihinsel olarak başarısızlık yaşarız. Bir olayı sorun olarak algılamakla algılamamak arasında fark o olayın ne kadar hızlı çözülebileceğini doğrudan etkiler.

Kötü malzemeden yapılan yemek gibi düşünebiliriz. Olumsuz duygularla çözmeye çalışılan bir durum ne kadar hızlı ve doğru çözüme ulaşabilirse.. o kadar az hasar ve hızla çözülebilir.

Aslında.......................ALGILARINIZ YAŞAMINIZDIR.

Bununla birlikte sorun olarak algıladığımız bir şeyden en hızlı kurtulmanın en kestirme yollarını da bulabiliriz.

Size göre bir sorunla karşılaştığınızda....

I- SORUN NEDİR?
         Gerçekten bir sorun var mı?  Bunu tanımlayın..

II-SORUN HAKKINDA BİLGİLEN.
         Sorun olarak gördüğünüz şey hakkında bilginizi arttırarak ona yönelik hamlelerinizi                            kolaylaştırmanız en doğrusu olacaktır.
            Bu tanıdığınız birine ve tanımadığınız  birine nasıl davranacağınızı bilmeniz arasındaki fark                 gibidir.
III-EN İYİ ÇÖZÜMÜ SEÇ.
        Sorunun çözümünde bir den çok yol olsa da her zaman biri en iyisidir. Bu farkı doğru tespit                 ederek en uygun çözümü kullanmak en doğru olandır.
        Bir yere giderken bir çok yol olabilir ancak hep biri en kestirme olandır.
IV-ÇÖZÜMÜ UYGULA
        Çözümü bulmak madalyonun bir yüzüdür. Bulduğunuz çözümü uygulayabilmeniz se diğer                 yüzü.. Aslında sizi sorunu çözmeye götüren doğru çözüü bulmaktan öte uygulamaktır.
        Fikir fiile dönüşmezse hiç bir işe yaramaz.
V-SONUÇLARI İNCELE
        Bu gün sonu Z raporu almak gibidir. İyi muhasebe edilen bir sonuç çözümün gerçekleşip                     gerçekleşmediğinin raporu gibidir. Karda olup olmadığınızı anlarsınız.

Bu sorun çözme işlem süreçleri aslında tüm insanlarda aynı işler. Ancak bunu işletme becerisi bize aittir. 

Tarif belli o yemeği her kez yapabilir... Ama bazıları daha maharetlidir. İşte sorun çözmede tam olarak böyle bir şeydir.

Fransız usulu pesadillalı jömese batırılmış ördek çevirmesi ni yapmak sorun olarak görünse de bunu halledebilirsiniz...

Kolay gelsin.........................

( Bilginize............pesadillalı jömese batırılmış ördek çevirmesi diye bir yemek yok...)

Saygılarımızla

PİAGET AKADEMİ


24 Mayıs 2015 Pazar

DAVRANIŞLARINIZA DİKKAT EDİN...


Son yıllarda yapılan araştırmalar çocukların anne karnından itibaren dış dünyayı öğrenmeye başladığını kabul etmektedir.

Çocuklar doğumla birlikte getirdiği özelliklerini,  duyu organlarıyla öğrendikleri ile birleştirerek gelişim çabası içine girerler.

Gelişim biyolojik programla birlikte ruhsal, duygusal ve kimlik üzerine öğrenmenin etki etki ettiği bir süreçtir.Çocuk doğduğunda cinsiyeti, ten, saç, göz rengi bellidir. Gelecekteki boyu ve bedensel değişimi ise genetik köklerine göre tahmin edilebilir. 

Ancak nasıl bir birey olacağı doğumla getirdiği mizacın üzerine kurulacak öğrenme deneyimlerine bağlıdır. Mizaç bizim en temel yapımızdır. Üzerinde oynama yapılabilir ancak değiştirilmesi çok zor özelliklerimizin bütünüdür. Bizim doğamızı belirler. Bazıları için  yumuşak huylu, sinirli, atılgan, sakin, heyecanlı yetenekli vb. tabirler kullanmamızı sağlayan mizacımız dır.

Bir ev için temel ne ise mizaç ta insan için öyledir. Ancak kaç katlı bir ev, nasıl bir çatı, kaç pencere, renk seçimi ya da iç dış tasarım tamamen doğumdan sonraki öğrenme süreci ile şekillenmektedir.
Aslında her anne baba bir insan mühendisidir. 

 Çocuk sürekli görüntülü ve sesli kayıt alan bir kamera gibidir. Ne çekerse onu dinler ve  izlersiniz.

Bu yüzde yüz böyledir demek doğru olmayabilir ancak çocuklarınız ne görürse onu öğrenirler. Ailede bu babasına, annesine, dedesine çekmiş dediklerinde aslında o duydukları çekilen görüntülerin baka bir yerden izlenmesidir. Çocuklarınızın nasıl bir birey olmasını istiyorsanız onlara öyle örnek olarak öğrenmelerini sağlayınız.


Onlar sizden gördüğünü sizden duyduklarından daha hızlı öğrenirler.Çünkü çocuk taklit ederek öğrenir taklidin en yoğun olduğu dönemde görülen en hızlı öğrenilendir.


Sevgili anne babalar...ne yaptığınıza, ne söylediğinize dikkat edin.


Unutmayın... Çocuğunuzun ilk öğretmeni sizsiniz...

Onu nasıl yetiştireceğiniz aslında kontrol edilebilir bir durumdur. 

Çocuğunuz istenmeyen bir davranış yapıyorsa önce onu değil kendinizi gözden geçiriniz.


Huzurla kalın...


PİAGET AKADEMİ




19 Mayıs 2015 Salı

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN ATAM...


          


ATATÜRK' DOĞUM GÜNÜ

19 Mayıs 1919 tarihi Türk kurtuluş mücadelesinin başladığı tarih olmanın ötesinde çok daha başka anlamlarda taşır.

Gazi Mustafa Kemal' e nüfus kağıdı çıkartılacağı zaman doğum günü ay ve gün olarak da sorulur. Ancak kendisi o zaman nüfus kağıdına bir tarih yazdırmaz.

Daha sonra İngiltere Kralı VIII Edvard  Atatürk' ün doğum gününü kutlamak ve kendisine hediye göndermek için resmi kanalla tarihi istetir. Atatürk: 


“Anam bana bir bahar ayında dünyaya geldiğimi, doğduğum gün ağaçlarda çiçekler bulunduğunu söylerdi. Ben zaten 39 yaşımdan beri, yani Samsunâ çıktığım günden beri doğum tarihim olarak 19 Mayıs gününü kabul ediyorum. Kral hazretlerine doğum tarihimi 19 Mayıs 1881 olarak bildirsinler.”
                                                                                
diye direktif vermiştir.

İyi ki doğdun Mustafa Kemal, 

İyi ki Türk Milletine nasip oldun,


DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN ATAM...

HUZUR İÇİNDE UYU...



kaynak: (Cumhuriyet Gazetesi 19/5/1999)

2 Mayıs 2015 Cumartesi

ÇOCUĞUNUZ OKUMA-YAZMA ÖĞRENİRKEN...


ÇOCUĞUNUZ OKUMA YAZMA ÖĞRENİRKEN...




Çocukların okul yaşamında ilk karşılaştıkları sıkıntılardan biri okuma-yazma öğrenilirken yaşanan gecikmelerdir. Bir çok sebebe bağlı olarak gecikme olsa da bunu en aza indirmenin ve okuma- yazmayı eğlenceli hale getirmenin çok çeşitli yolları vardır.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki öğrenme süreci ne kadar cazip ve eğlenceli hale getirilirse öğrenme hızı ve öğrenmenin kalıcılığı o derecede olumlu yönde etkilenmektedir.

Çocuklarınızla okul çağı öncesinde ve ilkokul 1. sınıfa giderken evinizde yapabileceğiniz pek çok eğlenceli etkinlik üretebilirsiniz. Bilgisayar çağında internetten çok şeyi alıp uygulayabileceğiniz gibi kendinizde yeni ve yaratıcı etkinliklerle hem çocuğunuza okuma-yazma öğreniminde destek verebilir, hemde onunla kaliteli zaman geçirme ve sağlıklı paylaşımda bulunma ortamı hazırlayabilirsiniz.

Özellikle sosyal kabulü arttıran bir anlamı olması sebebiyle çocuklardan okul yaşamında ve hatta öncesinde en hızlı şekilde okuma -yazmayı sökmesi beklenir. Aileler arasındaki en can sıkıcı sorulardan biri '' Bizim ki okuma yazmayı söktü. Sizinki ne durumda? Halledebildiniz mi? '' '' AAAA..Hala okuma-yazma yı sökemedi mi? '' ''Okuma bayramında sizinki ne okuyacak ?'' vb.. sorular bir çok anne babanın canını acıtan ve kızdıran sorulardır.

Bilinmesi gerekir ki her çocuğun algılaması, öğrenme hızı, unutma hızı ve transfer yeteneği çok farklı farklıdır. Sizin çocuğunuz eğer okuma yazmayı sökemedi ise bu onu başarısız yapmaz. Ya da okul öncesinde sökmüş olması onu süper zeki de yapmaz. Çocuklarınıza gereksiz sıfatlar giydirmeyiniz.

Okuma-yazma öğrenimi tüm çocuklar için sancılı bir süreçtir. Ancak bazıları bunu kendiliğinden atlatabildiği gibi bazılarınında biraz veya çok desteğe ihtiyaçları vardır.

Öncelikle bu konuda altın kurallara dikkat etmelisiniz.

-1. Altın Kural: Enpati yapın, (mümkün olan en yüksek dozda... Siz bir şeyi hep şıp diye öğreniyor musunuz ki çocuğunuzdan da bunu bekliyorsunuz. Unutmayın o hayatı öğrenme telaşında daha..).

-2. Altın Kural: Sabırlı olun,  (Beklentileriniz biraz rafa kaldırın...).

-3. Altık Kural: İnternetten araştırmalar yapın (evde ne tür etkinlikler yapabiliriz? Bakın bu yazıyı da o sayede okuyorsunuz zaten.. Tebrikler... ).

-4. Altın Kural: Çocuğunuza şans ve zaman verin, (ona  yarış atı gibi davranmayın...).

-5. Altın Kural: Başka çocuklarla kıyaslamaktan vaz geçin, ( unutmayın başkalarının yapıp sizin  yapamadıklarınız da var.).

-6. Altın Kural: Şefkatle yaklaşın, ( o yaş çocuğunun en temel gıdalarından biri şefkattir.).

 -7. Altın Kural:Sürekli model olmaktan çekinmeyin, ( çok model olmak çocuğun öğrenemediğini değil öğrenmek için ne kadar yardıma ihtiyacı olduğunu gösterir.).

Bu altın kuralları çoğaltmak mümkün olsa da sizler anne baba olarak yeni büyüyen fidanınıza ne kadar özenle davranırsanız onu o derecede sağlıklı büyütürsünüz.

Ancak bu süreçte, onun sizin hayallerinizi gerçekleştirmesi gereken bir misyonu olmadığını da unutmayın. Çocuğunuz hayallerinizle ilgili hiçbir şeyi yerine getirmeye mecbur değildir.

Çocuklarımızın da birer birey olduklarını ve her anlamda özgür olduklarını unutmayalım.

PİAGET AKADEMİ


21 Nisan 2015 Salı

DİSLEKSİ / DYSLEXİA


DİSLEKSİ !   

Özlem TİRYAKİOĞLU
Özel Eğitim Uzmanı 
                              
20. yy başında ilk kez Alman Dr Rudolf Berlin tarafından tanımlanmış olan disleksi,   okuma bozukluğu (Disleksi), yazma bozukluğu(Disgrafi) , ve matematik bozukluğu(Diskalkuli)  olarak üç alanda öğrenme güçlüğü yaşanan bir öğrenme bozukluğudur.
Doğum öncesi ve doğum sonrası yaşanabilecek çeşitli olumsuzluklara bağlı olarak çocuklarda gelişebilen bu bozukluk türü kesinlikle bir zihinsel gerilik değildir.
Bu çocuklar zekaları düşük olmadığı gibi özel yeteneklerede sahip olabilirler. Hatta zeka düzeyi çok yüksek olanlarda da görülmektedir. Buna önemli kanıt disleksili olduğu bilinen bilim adamları ve sanatçılardır: Albert Eistein, Leonardo da Vinci, Tom Crouse, Mickey Mouse gibi.
Disleksi üzerine ilk çalışan nörologlardan Samuel T. ORTON disleksinin sık karşılaşılan özelliklerini şöyle belirlemiştir.
- Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk.
- b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 olarak algılamak gibi.
- Okurken kelime atlamak.
- Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak.
- Yazı yazmada zorluk.
- Gecikmiş ya da yetersiz konuşma.
- Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk.
- Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar.
- Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik.
Yukarıdaki temel özelliklerden yola çıkarak çocukla ilgili yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğu ve öğrenme sıkıntısı yaşadığına dair ipuçları sağlamış oluruz.
Bu noktada ilk başvurulan profesyoneller genelde doktorlardır. Tıbbi değerlendirmeden sonra disleksi tanısı netleştiğinde çocukla ilgili yapılacak müdahalenin yol haritası çıkarılır.
Bu yol haritasına göre tıbbi çözümlerin dışında ihtiyaçların ne olduğu önemlidir. Tıbbi bir çözüm önerilebileceği gibi psikolojik destek ve özellikle özel eğitim desteği mutlaka düşünülmelidir.
Disleksi sorunu olan çocukların fark edilip tanılandıklarından itibaren Özel Eğitim Desteği almaları bu problemi çözmeleri ya da baş etmeyi öğrenmeleri açısından çok önemlidir.
Disleksisi olan bir çocuğun mutlaka özel eğitim desteğine ihtiyacı vardır. Özel eğitim öğretmeni ve özel eğitim yöntemleri ile bireysel eğitim alınması en doğru ve sağlıklı çözüm yoludur. 
Eğitimle çocuğun öğrenme bozukluğuna neden olan disleksik özellikleri ortadan kaldırmak mümkün olabileceği gibi, baş etme yöntemlerini öğrendikten sonra hayatında bir sorun olmaktan çıkabilmektedir.
Disleksi tanısı almış bir çocuğun ailesinin ve öğretmenlerinin öncelikle, çocuğun davranışlarına ve tepkilerine bakış açılarını değiştirmeleri gerekir.
 Çocuğun, 
Ø  yapmıyor değil,

Ø  ya pa mı yor.  Olduğunu bilmelidirler.

Bunun dışında dikkat edilmesi gereken noktalar şu şekilde sıralanabilir:

Ailelere Öneriler;

-Özel Eğitim desteği alın.
-Öğretmeninden bilgi ve profesyonel yardım isteyin.
-Öğretmeniyle ortak bir çalışma plânı geliştirin.
-Çocuğunuzun tüm özelliklerini ve kapasitelerini tanıyın.
-Harfleri ters yazıyorsa: Harflerin yazılı olduğu kartlar hazırlayın. Yazarken kartlara bakarak doğru yazmasını ve hatalarını düzeltmesini sağlayın, yazma alıştırmaları yapın.
- Doğru hecelemekte, yazmakta zorlanıyorsa: Cümleleri, kelimeleri gruplara ayırın. Her gün belli bir grubu yazmasını ve kurmasını sağlayıp çalıştırın. Bakmadan yazdırın, hatalarını düzeltip tekrar yazdırın ve okutun.
-Matematik problemlerinde zorlanıyorsa: Matematik seviyesini tespit edin. Eski bilgilerini tekrarlatın, çok kısa basamaklar hâlinde yavaş yavaş ilerleyin. Çalışırken birden fazla duyuya hitap edin(görsel, işitsel, olay yaşayarak, dokunarak).
-Okumayı öğrenmede güçlük çekiyorsa:
-Okuma seviyesini tespit edin. Tümden gelim(bütünden parçaya)yöntemini kullanın.
-Sık sık tekrarlama yapın.
-Sabırlı ve olumlu tutum içinde olun.
-Güdüleyici ve teşvik edici olun.
-Çocuğun kendisini rahat ve güvencede hissettiğinden emin olun.
-Dikkati çabuk dağıldığından çalışmaları kısa tutun.
-Bir basamağı öğrendiğinden emin olmadan diğer basamağa geçmeyin, yavaş ilerleyin, öğrendiklerini karıştırmasına engel olun.
-Çalışma becerilerini geliştirmek için ev egzersizleri ve sorumluluklar verin. Günlük işlerde olaylara katılmasını sağlayın(temizlik, yardım vb.)
-Başardıkça teşvik edin, onaylayın.
-Dikkati yoğunlaştırıcı etkinlikler yaptırın(oyunlar, boncuk dizme, nesneleri gruplama, ayırma, düzeltme vb.)
-Başaramayacağı ödevler, görevler, sorumluluklar vermeyin. Kendisini başarısız ve olumsuz değerlendirmesine engel olun.
-Hatırlamayı ve tekrarlamayı gerektirecek hafıza oyunları oynatın.

Öğretmenlere Öneriler;

-Çocuğun bireysel özelliklerini, kapasitelerini, sınırlılıklarını bilin.
-Aileyle diyalog hâlinde olun.
-Sınıfta öğrenme etkinliklerine katılmalarını sağlayıcı sorumluluklar, görevler verin.
-Kullandığınız komutların basit, kısa ve net olmasına dikkat edin.
-Hafızaları zayıf olduğundan öğrendiklerinin bellekte kalıcı olmasını sağlamak amacıyla birden fazla duyuya hitap edin(görsel, işitsel, drama vb.).
-Güven verici ve teşvik edici olun.
-Tedirginlik ve güvensizlik öğrenmeyi her durumda ve yerde olumsuz etkiler.
-Ön sıralara oturtun sık sık jest ve mimiklerle katılımını sağlayın.
-Aşırı hareketliliği varsa sınıf ortamında farklı düzenlemeler yapın.
-Başaramayacağı ödevler, sorular ve sorumluluklar vermeyin.
-Kendisinin başarabileceğine inandırın.
-Kendisini olumlu değerlendirmesini ve iyi hissetmesini sağlayın.
-Sosyal aktivitelere katılmasını sağlayın, iş yapma becerisi kazandırın.
-Gruplama, ayırt etme vb. ödevler verin.
-Görsel algı becerilerinin gelişimine yönelik etkinlikler yapın.
-İçinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilin.
-Olumsuz etiketlemelerden kaçının(yaramaz, tembel, dikkatsiz vb.).
-Öğrenme güçlüğü gösteren öğrencinizi diğer öğrencilerinizle kıyaslamayın ve onu olduğu gibi kabullenin.


KAYNAKÇA

FARKLI ÇOCUKLARI FARKETMEK

FARKLI ÇOCUKLARI FARKETMEK

Özlem TİRYAKİOĞLU

Özel Eğitim Uzmanı

GELİŞİM
Gelişim bir bütün olmakla birlikte iki temel üzerine kuruludur.
-Gelişim Aşamaları
-Gelişim Alanları
Ø  Gelişim aşamaları ileriye, kesitsel hareket eden bir yapıya sahiptir ve büyüme ile paralel dönemsel özellikte ilerler. Gelişim alanlarından bağımsızdır.

Ø  Gelişim alanları, gelişim aşamaları ile doğrudan ilişkilidir. Çocukta büyümeyle ortaya çıkan gelişim aşamalarına göre gelişim alanlarında yapılması gereken becerilerde artma olur ve yatay bir harekete sahiptir
.OKUL ÇAĞI DÖNEMİ
(6-12 YAŞ ÇOCUKLAR)

6-12 yaş aralığını kapsayan okul çağı dönemi büyümenin 3. Evresidir ve ergenlik belirtilerinin başladığı döneme kadar sürer. Bu dönem, zorunlu eğitimin başlangıcı ve çocukların tüm becerilerini geliştirme ve gösterme fırsatı bulabileceği okul ortamına girdiği dönem olarak ta tanımlanabilir.
Özellikleri: Temel olarak;  6-9 yaş ve 9-12 yaş gibi temek iki döneden bahsedilebilir. Genel olarak incelendiğinde;  Bu dönem çocuğu oldukça enerjik ve hareketli bir görünüm sergiler. Yorulmak bilmezler. Sosyalleşmenin en anlamlı basamağıdır. 1. Sınıfa başlayan bir çocuk için bu dönem aile ya da anaokulu gibi dar bir çevreden çıkıp ilkokul gibi çok daha geniş bir çevreye girdiği ve kişilerarası ilişkilerin ve buna paralel olarak çocuğun sosyalleştiği bir dönemdir. Sosyal gelişimin belki de en önemli basamağını bu geçiş oluşturur.
Duygusal gelişim devam ettiğinden duygularda farklılıklar sıklıkla görülebilir. Bu dönemde korku , öfke, kıskançlık, neşe gibi duygular çocuğunun bir gününü ard arda doldurabilir. Bu dönem çocuğu henüz esnek düşünemez.
Oyunlarda kurallar devreye girer ve kurallı grup oyunlarına geçiş görülür.(voleybol, basketbol gibi) Küçük grup oyunlarını severler ancak bu devrede ahlaki gelişim yönünden kuralları değişmez olarak gördüklerinden grup oyunlarında kuralların değiştirilmesini benimseyemezler.
İlköğretimin ilk yıllarında çocuk, doğal sayıları önce ezbere sayar, daha sonra sayı kavramını edinir.
Çocuğun matematik kavramları öğrenmesi de yaşla ilgilidir. İlköğretimin ilk yıllarında çocuk önce toplama ve çıkarmayı daha sonra çarpma ve bölmeyi öğrenir.
Gelişimsel olarak çocuk önce okumayı, sonra yazmayı ve daha sonra da aritmetik işlemleri öğrenir.
Bu çağ çocuğunda hala somut düşünce hâkimdir. Çocuk duyguları ile düşünür. En kolay yaparak ve yaşayarak öğrenir.
Yine de oyun çağına göre biraz daha gerçekçi düşünür. Eleştiri yeteneği tam kazanılmamakla birlikte zeki çocuklar bu yeteneği daha erken kazanabilirler.
 İlkokul yaşamının sonlarına doğru artık soyut düşünme becerisi geliştiğinden benlik gelişimi, bağımsız düşünebilme ve karar verme,  problem çözme, normlara uyma ve desteksiz  kendini geliştirme konusunda çocuklar iyice bağımsızlaşmış olmaktadırlar.

NEDEN GELİŞİMİ BİLMELİYİZ?


1-       Farklı olanı fark etmek,…………………………... (Yaşıtlarına benzemiyor)
2-       Farkın ne olduğunu fark etmek,……(Duymuyor, görmüyor,anlamıyor, unutuyor vb)
3-       Farkın nerde olduğunu fark etmek,………(Zihinsel, işitsel, görme vb. )
4-       Farkın ne kadar olduğunu fark etmek,…..(Hafif, orta, ağır )
5-       Farklı olana müdahale etmek,……………(Ne yapabilirim? )
6-       Yardım almak,………(Aile, okul idaresi, Yönlendirme, uzman görüşü ve müdahalesi)
7-       Yardım etmek,………………….(Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı Hazırlamak, öğrencileri bilgilendirme ve mesleki eğitimi geliştirme )    en temel amacımızdır.

FARKLI ÇOCUKLAR KİMDİR ?

Büyüme çocuk için anlamlı bir süreçtir ve sağlıklı bir birey olma yolunda gidilen yaşamı ifade eder. Bu yolda çocuğun yaşayacağı sorunlar ve aksamalar çocuğun gelişiminde arzu edilmeyen sonuçlar doğurabilir.
Gelişim aşamalarında takılan çocuklar olduğu gibi gelişim alanlarında takvim yaşına uygun davranışları sergilemede güçlük çeken çocuklarla da karşılaşmak mümkündür.
Özellikle okul yaşantısı çocukların yaşıtlarından ne kadar ileride ya da geride olduğunu anlamak için kıyaslama yapma şansı yaratan değerli bir ortamdır. Kendisiyle Aynı takvim yaşında olan akranlarının ortak özelliklerini ne derece taşıdığı çocuğun diğerlerinden farkını ortaya koyar.
Çocuklarda yaşıtlarına göre farklı olma nedeni bir sağlık sorunu olduğu gibi özel gereksinimleri olmasıyla da alakalı olabilir.
Sağlık problemleri tıbbi müdahale gerektiren durumlar olup, süreğen ya da geçici olabilir. Ancak Özel gereksinim ihtiyacının eğitsel bir boyutu vardır. Bununla birlikte hem tıbbi hem de eğitsel destek alan çocuklarda bulunabilir.
Bir çocuğun özel gereksinimli olduğunun söylenebilmesi için belli başlı temel özelliklere sahip olması gerekir.
Özellikle okul öncesi dönemde gözden kaçmış ya ada göz ardı edilmiş özel gereksinimli çocukların
ilkokula başladıkları ilk günden itibaren öğretmenler tarafından fark edilmeleri mümkündür.


Çocuk  akranlarına göre,
1.      Fiziksel olarak yaşına uygun sağlıklı bir görüntüye sahip değilse,
2.      Sizin ve arkadaşlarının sözel ifadelerinizi anlamakta zorlanıyorsa,
3.      Okul ve sınıf kurallarını algılamada ve uymada zorlanıyorsa,
4.      Sınıf içi etkinliklerde genellikle arkadaşlarının gerisinde ya da başarısızsa,
5.      Dil ve konuşma becerilerinde akranlarından geride seyrediyorsa,
6.      Derste ve ya teneffüste yaşına uygun olmayan beden hareketleri yapıyor ya da sesler çıkarıyorsa,
7.      Özbakım becerilerinden anlamlı derecede yoksunsa,
8.       Kendisine ya da etrafına zarar verici davranışlarda bulunuyorsa,
9.      Akademik olarak kalıcı öğrenme gerçekleşmiyorsa,
10.  Akranları ve çevresindekilerle yaşına uygun iletişim kuramıyorsa,
11.  Kendisinden yaşça çok küçüklerle oynamayı tercih ediyorsa,

FARKLI  BİR  ÇOCUKLA  KARŞI  KARŞIYASINIZ DEMEKTİR.



Çocuk,
Ø  Gelişim Geriliği, 
Ø  (Özel) Öğrenme Güçlüğü (Disleksi, disgrafi, diskalkuli),
Ø   Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,
Ø  Yaygın gelişimsel Bozukluk (Otizm, Rett Sendromu,
Ø  Çocukluk Dezintegratif Bozukluğu, Asperger ),
Ø  Down Sendromu,
Ø  Serebral Palsi, Mental Reterdasyon …….OLABİLİR.


..NE YAPMALIYIM?

                   1- Şüphenizden emin olun.
Çocuğun çevresindeki insanlara gözlemlerini sorun,
Çocuk doktorunuzla konuşun

2- Uzmanlardan değerlendirme ve destek eğitim yardımı alın.
Gelişim testleri yaptırın
Özel eğitim alın